YENİ BAŞLAYAN AVUKATLARA PRATİK CMK REHBERİ ‘Soruşturma’

Avukatlık mesleğine yeni başlayan birçok meslektaşımızın ilk görevlerinden biri, CMK kapsamında yapılan görevlendirmeler olur. Bu görevler, hem mesleki tecrübenin gelişmesi hem de adli sürecin etkin işlemesi açısından oldukça önemlidir.   Mesleğe yeni başlayan bir avukatsanız OCAS yani otomatik CMK atama sistemine kaydolup görev almak isteyebilirsiniz. Fakat ilk başta hem tecrübe azlığından hem de heyecandan usulü olayları ve terimleri karıştırabilirsiniz. Pratikte okulda öğrendiklerimizden ve hukuk kitaplarında yazanlardan farklı bir işleyiş tarzı olduğunu gördüğünüzde afallamanız çok normal. Bu yüzden biz de soruşturma ve kovuşturma atamalarında sistem nasıl işliyor ve genel hatlarıyla nasıl beyanlarda bulunmanız gerekiyor bu konularda tecrübelerimize de dayanarak kısa ve öz yardımcı bilgiler vereceğiz.   Öncelikle baro tarafından verilen cmk eğitimlerinizi tamamlayıp bağlı bulunduğunuz baronun cmk atama sistemine bir dilekçeyle bu talebinizi ileterek kaydolabilirsiniz.   Not: Şüpheli veya sanık “müdafi istiyorum” derse, baro her aşamada CMK görevlendirmesi yapar. Yani suçun niteliği fark etmez; kişi isterse müdafi atanması zorunlu hâle gelir. Ayrıca CMK’nın 150/3. maddesine göre; müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafi görevlendirilmek zorundadır.   Kolluk, savcılık ya da mahkeme gerek olduğu durumlarda sistemden avukat atanmasını talep edecek ve bağlı bulunduğunuz baronun da sıralama listesine göre telesekreter tarafından aranacaksınız. Telesekreter sizi soruşturma için mi yoksa kovuşturma için mi aradığını söyleyecek ve sicil numaranızı tuşlamanızı isteyecek. Sicil numaranızı tıkladıktan sonra suçu ve soruşturma ise hangi kolluk ya da savcılığa atanacağınızı, kovuşturma ise de mahkemeyi söyleyecek. Görevi kabul etmek için 1’e reddetmek için 2’ye tıklamanızı isteyecek. Ayrıca üç kez aranırsanız ve üçünde de ulaşılamazsanız görevi reddetmiş sayılırsınız. 1’i tuşlayıp görevi kabul ettiğinizde de kişi bilgileri okunacak. Aynı zamanda sms olarak da bu bilgiler size gönderilecek.  Eğer soruşturma görevine atandıysanız göreve intikal süreniz de size bildirilecek. Bu sistemin adı OCAS ve işleyiş tarzı barodan baroya değişebilir. Bağlı olduğunuz baronun sistemini baronuzun cmk biriminden öğrenebilirsiniz.   Bu yazımızda soruşturma aşamasına atandığınızda neler olur bunu öğreneceksiniz. Kovuşturma ile ilgili bilgiler sayfamızdaki diğer yazımızda mevcuttur.     SORUŞTURMA GÖREVİNE ATANDIYSANIZ:   Kolluk, Yani Polis Ya Da Jandarma Karakolunda İfadeye Katılabilirsiniz. Ne zaman olur: Soruşturma aşamasında, henüz savcı dosyaya doğrudan müdahil olmadan, Şüpheli hakkında suç ihbarı veya yakalama üzerine işlem yapıldığında, Gözaltı sürecinde veya davet üzerine çağrılan kişilerde. Kim alır: Cumhuriyet savcısınıntalimatıyla, kolluk görevlileri (polis veya jandarma) alır. Avukatın hazır bulunmasızorunludur (özellikle müdafii talebi varsa).   Şüpheli Müdafii olarak atanan Avukatın yapması gerekenler: Şüpheliyle yalnız görüşmetalep et (ifade öncesi). Dosya hakkındakısıtlılık yoksa inceleme  Kısıtlılık olsa dahi inceleyebileceğin evraklar var onları incele (ifade tutanakları ve bilirkişi raporlar vb.) Kolluk tutanağını kontrol et; özelliklesuç tarihi, isnat edilen fiil ve şüpheli kimliği doğru mu? İfadenin başında, şüpheliye yöneltilen suçlamanın ve haklarının açıkça anlatıldığını teyit et. Savunma stratejisi: Bu aşamada genelliklegenel ve temkinli bir savunma yapılır. Delil durumu net değilse, “suçlamayı kabul etmiyoruz, dosyayı görmeden ayrıntılı beyanda bulunmak istemiyorum” gibi beyanlar tercih edilebilir. Gözaltı koşullarında alınan ifadede, şüphelininbaskı altında olmadığını özellikle tutanağa yazdırmak önemlidir. Avukatın örnek beyanları ; ifade sonunda, tutanak altına yazılmak üzere şu tarz kısa ama net ifadeler kullanılabilir: “Müvekkilimle birlikte hazır bulundum. İfade usulüne uygun olarak alınmıştır. Müdafi olarak ek beyanım yoktur.” veya “Müvekkilimin hakları kendisine hatırlatılmış, ifadesi kendi özgür iradesiyle alınmıştır. Soruşturma dosyasına erişim talebimiz saklı kalmak kaydıyla, müdafi olarak beyanım yoktur.” Eğer hukuka aykırılık varsa: “İfade öncesi dosya tarafımıza gösterilmemiştir. Müdafi olarak bu hususu tutanağa geçirmek istiyorum.” “İfade alınırken yönlendirici sorular sorulmuştur, itiraz ediyoruz.” “Müvekkilim isnadı kabul etmemektedir, olayla ilgisi bulunmamaktadır.” gibi genel, zarar vermeyen beyanlar genellikle yeterlidir.   Mağdur veya Şikayetçi Vekili Olarak Atanan Avukatın Yapması Gerekenler Kişi, suçtan zarar görmüş veya mağdur konumundadır; şikayeti alınmakta veya ifadesi tutanak altına alınmaktadır. Bu durumda avukatın görevi, mağdurun anlatımının net, doğru ve eksiksiz şekilde alınmasını sağlamaktır. Avukatın izleyeceği adımlar: Mağdurla ön görüşme yap: Olayı detaylıca öğren, özellikle tarih – yer – fail bilgilerini netleştir. Mağdurun psikolojik durumuna göre yönlendirme değil, destekleyici tutum al.   İfade alınırken dikkat et: Soruların mağduru yönlendirmemesine, olayın bütününün doğru şekilde kayda geçmesine dikkat et. Gerekirse ifade alınırken araya girip açıklama veya düzeltme isteyebilirsin. Avukatın beyanı (örnek formülasyonlar): “Müvekkilimin ifadesi tarafımca dinlenmiş, tutanağa uygun olarak geçirilmiştir. Beyanlarımız bu şekildedir.” veya “Müvekkilimin beyanlarına ek olarak; failin kimliği ve olayın gerçekleşme şekline dair sunulacak delillerin dosyada dikkate alınmasını talep ediyoruz.” Eğer önemli bir eksiklik varsa: “Tutanağa geçmeyen hususların tamamlanmasını talep ediyoruz.” “Mağdurun anlatımında psikolojik baskı unsurları dikkate alınmamıştır, bu hususta rapor talebimiz olacaktır.” Savunma stratejisi: Mağdurun güvenliğini ve haklarını koruyacak vurgular yap. “Müvekkil olay nedeniyle ciddi manevi zarara uğramıştır.” “Şüpheli hakkında koruma tedbiri veya uzaklaştırma talebimiz vardır.” gibi ifadelerle dosyaya yön verilebilir.   Kollukta avukatın beyanı her zaman tutanağın sonuna yazılır ve imza ile tamamlanır. Avukat, ifadenin alınma şeklinde hukuka aykırılık görüyorsa bunu hemen orada tutanağa geçirmelidir. Sonradan itiraz etmek daha zordur. “Müvekkilin beyanlarına iştirak ederiz” ifadesi çoğu durumda yeterlidir, ancak hukuka aykırılık varsa mutlaka belirtmek gerekir. Müdafi olarak, sadece “savunma” değil, ifade usulünün doğruluğunu denetlemek de görevin parçasıdır.     Savcılıkta İfadeye Katılabilirsiniz.   Ne zaman olur: Dosya savcılığa intikal ettikten sonra, Savcı bizzat ifade almak istediğinde, Tutuklama talebiyle sevk veya adli kontrol değerlendirmesi öncesinde. Kim alır: DoğrudanCumhuriyet savcısı alır.   Şüpehli Müdafii Olarak Atanan Avukatın Yapması Gerekenler: Savcıdan dosya örneğiniveya özetini görmeyi talep et. Delilleri değerlendirerek, artık daha somut bir savunma hazırlanabilir. Şüpheliyle mutlakaön görüşme yap, özellikle tutuklama veya adli kontrol ihtimali varsa. Savcıya karşı yapılan savunmalarda: Delil yetersizliği, Şüphelinin kaçma veya delil karartma riskinin olmaması, Sabit ikametgâh, meslek, sabıka durumu, sağlık gerekçeleri gibi unsurlar öne çıkarılır. Savunma stratejisi: İfade Öncesi Dikkat Edilecekler Dosyada somut delil olup olmadığı, Tutuklama talebi ihtimali, Suçun vasfı (örneğin hırsızlık, kasten yaralama, cinsel saldırı, tehdit vb.), Müvekkilin önceki beyanları ve kollukta alınan ifade. Bunlar savunma yönünü belirler. Beyan Örnekleri ve Stratejiler İfade tamamlandıktan sonra, tutanak sonuna şu tür beyanlar yazılabilir: Usule Uygunluk Varsa: “Müvekkilimin hakları kendisine usulüne uygun olarak hatırlatılmış, ifadesi özgür iradesiyle alınmıştır. Müvekkilin beyanlarına iştirak ederiz.” Genel Savunma ve Hukuki Değerlendirme: “Müvekkilim isnat edilen suçu kabul etmemektedir. Dosyada mevcut deliller, suçun unsurlarını karşılamamaktadır. Müdafaa haklarımız saklı kalmak kaydıyla, kovuşturma aşamasında ayrıntılı savunmamızı sunacağız.” Tutuklama Talebi Olasılığı Varsa: “Müvekkilimin sabit ikametgâhı bulunmaktadır, delilleri karartma veya kaçma ihtimali yoktur. Adli kontrol hükümleri yeterlidir. Tutuklama tedbiri ölçüsüz olacaktır.” Usule Aykırılık veya Eksiklik Varsa: “İfade öncesinde dosya tarafımıza incelemeye açılmamıştır. Müdafi olarak bu durumu tutanağa

Hukukta Yaptırım Türleri

Hukuksal işlemlerin geçerliliklerini ifade eden bir alt başlık olarak hukuksal yatırım türlerinden söz edilebilir. Ancak hukuksal yaptırım türleri konusunu tam olarak kavrayabilmeniz için mutlaka medeni hukukta yer alan kişileri ve kişilerin ehliyetleri konusuna hakim olmanız; sınırlanma sebeplerini bilmeniz; veli, vasi ve kayyım atanması halinde kişilerin ve bu temsilcilerin davranış biçimlerini öğrenmeniz gerekir. Aksi halde; hukukta yaptırım türleri sizler için karmaşık görünebilir. Yaptırım türleri uygulama üzerinde beş tane olsa da teorik olarak dört ana başlık altında toplanmıştır. Şimdi, bu başlıkların tamamını sırası ile öğrenelim. Hukukta Yokluk Nedir? Yaptırım türlerinden ilki olarak sizlere yokluktan bahsedeceğiz. Yokluk esasen; hukuk dünyasında hiç ortaya çıkmamış olan bir konuyu ifade eder. Yani hukuk dünyasında ilgili işlem hiç doğmamış gibi görünür. Eğer yokluk ise; ilgili işlemlerin kurucu unsurlarında sorun var, demektir. Nasıl mı? Bir evlilik resmi memur önünde yapılmaz ise; yoktur. Yani hukuken o evlilik hiç olmamış gibidir. Bu tarz çiftler anlaşamaz ve mahkemeye ayrılmak için davada açmaya kalkarlar ise; mahkeme, siz böyle bir dava açmaya elverişli şartları taşımıyorsunuz, zaten evli değilsiniz, cevabını verir. İmam nikahlı evlilikler gibi. Yokluk hukuk dünyasında süresi yani zaman aşımı olmaksızın ileri sürülebilecek bir meseledir. Ve nihayetinde; hakim re’sen de duruma müdahale edebilir ve yokluk ile alakalı olarak ilgili kişileri bilgilendirebilir. Unutmayın; hukukta yokluk var ise; yokluk konusunu oluşturan işlem hukuk dünyasında hiç var olmamıştır. Hakikaten yok hükmündedir. Ve yokluk denildiği anda akla gelmesi gereken; kurucu unsurların eksiliğidir. Hangi hukuki işlemin olduğu önemli olmaksızın bir işlem de kurucu unsurlar eksik olur ise; hukuken o işlemlerin tamamı yoktur. Hukukta Butlan Nedir? Hukukta geçersizlik hükümlerinden biri de butlandır. Butlan asıl olarak hükümsüzlük, geçersizlik anlamı taşıyor olsa da iki farklı çeşidi vardır; mutlak mutlan ve nispi butlan şeklinde bilinirler. Butlanın oluşması kurucu unsurların eksikliği, zorunlu unsurların eksikliği gibi önemli sebepler neticesinde meydana gelir. Ancak butlan yokluk kadar net çizgileri içerisinde barındırmaz. Yani hukuk dünyasında işlemin hiç doğmamış olduğunu söylemek hatalı olur. Ancak butlan da yokluktan farklı olarak; ilgili işlemin hukuk dünyasında doğduğunu ancak bu doğumun ölü bir doğum olduğunu ifade etmektedir. Nasıl ki bir cenin tam ve sağ doğmak kaydı ile hak ehliyetini kazanıyordu ancak; cenin ölü doğar ise herhangi bir hak ehliyetini alamıyordu ise; butlanda bu şekildedir. Hukuk dünyası başta ilgili işlemi geçerli sayacağını düşünür ancak işlem neticesinde bakılır ki; kurucu veya zorunlu unsurlar yahut da her unsur eş değer zamanlarda eksiklik gösterir ve bu neticede işlem butlan sayılır. Doğacaktı ama doğamadı da denilebilir. Beklenen durum gerçekleşmedi veya gerçekleşmesi asıl olarak olması gerektiği şekilde gerçekleşmedi, gibi açıklanabilir. Butlan konusu biraz karmaşıktır ancak örnekler arttırılır ise çok daha net kavranabilir. Örnek olarak yoklukta verdiğimiz evlilik sürecine değinelim. Şöyle ki; Ahmet ile Ayşe evlenme sürecine girdiler ve nihayetinde resmi nikahın kıyılacağı gün geldi. Evlilik akdi sırasında; sözlü olarak evet denildi, resmi evlendirme memuru veya da vekili karşısında işlem yapıldı, imzalar atıldı ve iki farklı cinsiyet var. Bu durumda bir evlenme akdinin gerçekleştirilebilmesi açısından gerekli olacak tüm kurucu unsurların tamamlanmış olduğunu görüyoruz. Yani hukuk dünyasında bu işlem artık doğdu ve nikah kıyıldı. Bu boşanma işlemi artık yalnızca hakim önünde hukuksal olarak neticelendirilebilir. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak Ahmet evlenme akdi gerçekleştiği sırada bir başka resmi nikah ile evli idi ve bunu kimse anlamadı, olayı sahte belgeler ile kapattı ise ne olacak? Ahmet’ in iki farklı resmi nikah kıydı eşi mi olacak, hayır. İşte burada aklınıza gelmesi gereken şey butlandır. Hukuk dünyasında bir işlem tüm zorunlu unsurları ile kuruldu ve doğdu ancak Ahmet evli ise işleme ne olur, işlem ölü doğmuş olur. Ölü doğmuş bir cenin nasıl ki hak ehliyetini kazanamaz ise burada Ahmet de Ayşe’nin resmi nikahlı eşi olamaz çünkü o zaten evli, işlem geçersizdir, butlandır, denilir. Anlaşıldığı üzere; butlanda kurucu unsurlarda bir sakatlık yoktu; zorunlu unsurlarda bir sakatlık vardır. Bu sebepledir ki bir olay içerisinde butlan olup olmadığını bilmeniz için ilgili olayın kurucu ve zorunlu unsurlarını tanıyor olmanız şartı aranır. Butlanın Sonuçları Nelerdir? Yukarıda da defalarca kez belirttiğimiz gibi butlanda bir hukuki işlem doğmuştur; ancak bu doğum bir ölü doğumdur. Bu sebepledir ki; İşlemler vardır ancak geçersizdir. Butlan her iki taraf arasında, bu söz konusu akit ile ilgilenen her birey tarafından veya hakim tarafından re’sen ileri sürülebilir. Butlanın ileri sürülebilmesi için belirlenmiş bir zaman sorunu yoktur. Butlan her vakit, her zaman işlem üzerinden de ne kadar süre geçer ise geçsin ileri sürülebilecektir.  

Miras Hukukunda Tenkis Davası Nedir?

Muris yani miras bırakan kimsenin ölüme bağlı tasarruflar ile mirasçı ataması ve mirasının tamamını ya da yasal mirasçılarının haklarına da değen kısımlarını bir başkasına bırakması halinde hukuken bir mesele oluşur ki buna tenkis davası ancak çözüm olabilir. Tenkis davasına tüm hukuk mahkemeleri bakmaz. Ancak bir tenkis davası açılacak ise o halde ilgili mahkeme; asliye hukuk mahkemesidir, denir. Ve buna ek olarak tenkis davasının açılması için hukuken bir zaman aşımı süresi ön görülmüştür. Bu süre de; durumun öğrenildiği tarihten başlayarak bir yılı kapsar. Ancak tenkis davası ek olarak yasal mirasçıların maddi haklarını korumaya elverişli bir dava olduğu için mutlaka bu davanın açılması adına genel bir sürede ön görülmüştür ki, bu süre mirasın paylara bölümü ve terekenin ilgili kimselerin ellerine geçmesi ile başlayan 10 yıllık süreyi kapsar. Tenkis Davasını Kimler Açabilir? Tenkis davası murise karşı açılmaz. Murisin ilgili atamış olduğu mirasçısına karşı açılır ki bu durumda davacı olabilmek için de hukuken sizler için tanınmış olan statülerden birine sahip olmanız beklenir. Bu durumda üç farklı tereke davacısı söz konusu olabilir, diyelim ve sıralamamızı yapalım. Saklı paylı mirasçıların ilgili mirasçıya karşı tenkis davası açma hakları vardır. Bu saklı paylı mirasçı meselesini daha önceki makalelerimizde ele almıştık; mutlaka göz atmanızı öneriyoruz. Ancak ek olarak tekrar belirtelim ki saklı paylı mirasçılar; anne- baba, eş ve murisin alt soyunun tamamıdır. Saklı paya sahip olarak ikinci bölümde sayabileceğimiz kimseler; murisin alacaklılarıdır. Yani; murisin alacaklıları söz konusu alacaklarını terekede haklına yeterli kadar miras varken dahi alamıyorlar ise; o halde saklı paylı sayılırlar ve ilgili kimselere karşı tenkis davasını açabilirler. Son olarak ise; iflas dairesi ilgili mirası elde etmiş olan kimselere karşı tenkis davasını açma yetkisine sahip olur. Bu saymış olduğumuz üç grup kişiler tenkis davasını ancak ilgili mirası almış olan kişiye karşı açabilirler. Diyelim ki bu kimse mirastan kendisine bırakılan saklı payları zedelemiş olan mirası aldıktan sonra ölmüş olsun ve ilgili miras bu kişinin alt soyuna ve eşine kalsın. O halde; yine ilgili tenkis davasını açabilir olan kimseler alt soylara ve eşe karşıda haklarını savunabileceklerdir.  

Ölüme Bağlı Tasarruflar Nelerdir?

İlgili bir kimsenin yapmış olduğu sözleşme eğer sözleşmeyi yapan kimsenin ölümü ile birlikte geçerlilik kazanıyor ise; o halde bir ölüme bağlı tasarruftan söz ediliyor demektir. Örneğin; satım sözleşmesinde siz para verirsiniz mağaza çalışanı da size verdiğiniz fiyatı karşısındaki isteğinizi verir ve işleminiz sonlanmış olur. Ancak bir miras sözleşmesinde ilgili muris vasiyetname düzenleyerek sizin mirasçı atadı ise; vasiyetname biter bitmez size verilen miras payına sahip olmazsınız. İşte burada bir ölüme bağlı tasarruftan söz edilir. Çünkü; ilgili sözleşmenin geçerli olmaya başlaması için mutlaka vasiyetnameyi düzenleyen kişinin ölmesi, vefat etmesi beklenir. Ölüme bağlı tasarruflar medeni hukuk dünyasında iki farklı başlık altında toplanmaktadır. Bunlar sırası ile; Miras sözleşmesi, Vasiyetname, şeklindedir. Miras Sözleşmesi Nedir, Sonuçları Nelerdir? İlgili murisin ölmeden evvel başkaları ile yapmış olduğu sözleşmeye miras sözleşmesi adı verilir. Ancak miras sözleşmesi murisin tek başına yapabileceği bir işlem değildir. Ancak iki tarafın anlaşması ile yapılabilir olup; geçerlilik kazanması için ilgili muris sayılan kimsenin vefatı beklenir. Miras sözleşmesinin yapılması lakayt bir iş değildir. Yani iki kişi karşılıklı oturarak hadi miras sözleşmesi yapalım, diyemez. Medeni hukukta çok az sayıda şekilde şartı aranan işlemler vardır ki bu işlemlerden biri de miras sözleşmesidir. Yani; mutlaka miras sözleşmesi yapacak olan iki kişinin bu işlemi noter huzurunda resmi bir şekilde yapıyor olması gerekir. Aksi halde yapılan miras sözleşmelerinin tamamı hukuk dünyasında var olan yatırım türlerinden yokluk ile anılırlar. Bu tarz işlemler yok hükmünde olur. Aynı şekilde miras sözleşmesinin yapılabilmesi için mutlaka her iki tarafından ehliyet bakımından tam ehliyete sahip olmaları beklenir. Yani; Ayırt etme gücüne sahip, Ergin, Kısıtlı olmayan, kimselerin ancak karşılıklı anlaşma ile noter huzurunda resmi şekilde yapmış oldukları miras sözleşmeleri hukuken uygun sayılır ve murisin ölümü ile gerekli sonuçlarını doğurur. Aynı şekilde miras sözleşmesinde tam ehliyetli olması beklene iki tane de şahit yani tanık gereklidir. Bu tanıklar; ilgili sözleşme taraflarının ve noterdeki resmi miras sözleşmesi aşamalarının tamamının olması gerektiği usullerde ve her iki tarafından hakikaten beyan etmiş oldukları şekilde işlemlerin sonlandırılmış olduğuna şahitlik etmeleri beklenir.  

×

Merhaba! Randevu ve diğer talepleriniz için iletişime geçebilirsiniz.

× Whatsapp Destek